Yolculuk
13 yaşında bir sınıfta başladı, 4 ülkede devam etti
Her dilin kendi hikâyesi, her hikâyenin bugün size öğrettiğim bir metodu var.
İlk dil: Almanca
İlk yabancı dilim Almanca oldu. O zamanlar Türkiye'de ilkokuldan sonra Anadolu ve Fen liseleri sistemi vardı. İzmir Anadolu Lisesi'ni kazandım ve Almanca eğitimime başladım. Anadolu Lisesi'ni kazanmamın en büyük nedenlerinden biri, ilkokulda aldığım sağlam eğitim ve disiplin duygusuydu. Özellikle Türkçe dilbilgisi konusunda çok güçlü bir temel oluşturmuştuk.
Öğretmenimiz çok sertti — o dönem bu bizi korkuturdu, ama yıllar sonra İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca öğrenirken, sağlam bir Türkçe dilbilgisi altyapısının ne kadar büyük bir avantaj olduğunu fark edecektim. Bir dili iyi bilirsen, ikincisini daha kolay öğrenirsin.
Türkçe konuşmadan yabancı dil öğrenmek mümkün mü?
Anadolu Lisesi'nde haftada 24 saat, her gün Almanca dersi alıyorduk. Öğretmenlerimiz Türkçe konuşmadan dil öğretme yaklaşımını benimsemişti; sınıfta Türkçe konuşmak yasaktı. Birinci yılın sonunda, 13 yaşındayken sınıfça dili çözmüştük — anadil seviyesinde değildik ama dersleri tamamen Almanca işleyebilecek seviyeye ulaşmıştık.
Ezberleme, kendi cümleni kur ve hata yap!
Başarılı olmamın sebebi, sınavlara klasik ezberle değil; konuyu anlayarak ve cevapları kendi cümlelerimle yazmaya çalışarak hazırlanmamdı. Çoğu öğrenci defterinden ezberlerken beyin enerjisini tüketiyordu. Ben konuyu kavrıyor, dil becerimi geliştiriyordum — bir taşla iki kuş.
Cümle Fihristi Yöntemi: yazarak öğrenmek
İlk yıl, işkenceye yakın bir ödev sistemimiz vardı: harf harf ayrılmış, telefon defteri gibi bir cümle fihristi. Bir cümleyi defalarca el ile yazardık. Hatta ödevi yetiştirebilmek için 3-4 kurşun kalemi birbirine bağlayıp aynı cümleyi tek seferde 4 kere yazmayı denediğim olmuştu.
2
2000'ler · İnternet & Oyunlar
İkinci dil: İngilizce öğrenme serüvenim
Almanca eğitimimin yanında 2. yabancı dil olarak İngilizce dersleri almaya başladım. Haftada sadece 2 saatti ve yeterli değildi. İngilizce'nin okunuşu Türkçe ve Almancadan inanılmaz farklıydı, kendimi yetersiz görüyordum — ama pes etmek aklımın ucundan geçmedi.
Özellikle internetin keşfiyle, bu dili öğrenmeden hiçbir yere varamayacağımı anladım. O zamanlar sınırsız internet yoktu; teknoloji dergileri saatlik internet hediyeleri verirdi, ben de bu kısıtlı sürede yolumu bulmaya çalışırdım.
mIRC dönemi: yabancılarla konuşarak öğrenme
İngilizcemi geliştirmek için muhabbet kanallarını keşfettim. mIRC denilen sistemde yabancıların olduğu kanallara girer, ne dediğimi tam anlatamasam da aldığım cevapları anlamlandırmaya, dilin mantığını çözmeye uğraşırdım. İşe yarayan bir ifadeyi başka konuşmada tekrar kullanarak kendime pratik yaratırdım.
Mükemmel kaynaklara gerek var mı?
14-15 yaşımda kendi pratik yöntemlerimi geliştirmeye başladım; adeta bilgisayar kodu mantığıyla: bir cümle bir yerde işe yarıyorsa, başka durumda da iş görüyordu. Bu bana en önemli şeyi öğretti — İngilizce öğrenmek için mükemmel kaynaklara ihtiyacım yoktu, asıl önemli olan öğrenme isteğimdi.
Bilgisayar oyunlarıyla İngilizce: gerçek deneyimim
Age of Empires, Warcraft, StarCraft, Resident Evil, World of Warcraft... Hepsinin dili İngilizceydi ve Türkçe çevirisi yoktu. Hikâyede ilerlemek için görevleri, komutları, diyalogları kendi başıma çözmem gerekiyordu. "Save", "Load", "Quest", "Inventory", "Map" gibi kelimeleri Türkçelerini bilmeden, doğrudan anlam üzerinden, yaşayarak öğrendim — ve böylece hafızama kalıcı şekilde kazındılar.
6 ayda İngilizce: hayatımın en disiplinli dönemi
Üniversite sınavında en yakın arkadaşım Hamit'in ısrarıyla yönümü değiştirdim ve İTÜ Denizcilik Fakültesi'ni yazdım, yedincilikle yerleştim. Hazırlığı bir yıldan altı aya indirme şansım vardı; Proficiency sınavını erken geçmek için hayatımın en disiplinli dönemine girdim.
2000'lerde İTÜ'nün Proficiency sınavları son derece zordu, tolerans yoktu. Kompozisyon bölümü ürkütücüydü: en az bir sayfa, giriş-gelişme-sonuç yapısında güçlü bir fikir yazısı. 13 yaşında başlayan yolculuğumun en verimli dönemi bu 6 aylık süreç oldu — artık altyazısız dizi izliyor, kendimi net ve akıcı ifade edebiliyordum.
O zamanlar "tek tuşla düzelt" AI sistemleri yoktu; yazdıklarımızın doğruluğunu öğrenmek için sınav kâğıtlarını haftalarca beklerdik. Bugün ise siz çok daha şanslısınız: yapay zekâ sayesinde bir tuşla hatalarınızı görebiliyor, yazılarınızı düzelttirebiliyorsunuz. Sitemizdeki Yazı Analiz Botu 7/24 hizmetinizde.